Neo-Sınıfçılık

Tarih boyunca dünyada bazı insanlar vardı; kendi doğrularına yakın doğruları benimseyen grupları ve sınıfları kayırmak için savaştı, bazı insanlar vardı; savaşların grup çatışmalarından kaynaklandığını düşündü ve dünya barışı için savaştı ve bir de bazı insanlar vardı ki; dünya barışı için “savaşmadı”.

Üç Maymunun Gezisi

Şehre bakıyorsun ve sigaranı içiyorsun. Tatmin dolu bakışlarla sokaklarını yürüyorsun. Belki bir şapkayla geziyorsun başında. Yerlilerin evinde misafir oluyorsun ve bölgedeki hayatın gerçek yüzünü gördüğünü düşünüyorsun.

Ev sahibinle tatlı bir akşam yemeği yerken sen, arka sokaklardan birinde bir kadının tecavüze uğradığından haberin olmuyor. Markette selam verdiğin yerli, akşam köpeğine işkence ederken, sen sivrisineklerle mücadele ediyor oluyorsun. Heykelin önünde fotoğraf çekilirken sen, şehrin yerel tekstil fabrikasında karın tokluğuna ve tehlikeli koşullarda çalışırken uzak doğulu kaçak işçiler; sen fotoğrafında gözlerinin kırmızı çıktığını fark ediyorsun ve adamdan yeni bir fotoğraf daha çekmesini rica ediyorsun.

Sen karakolun önündeki polise yol sorarken, karakolun üçüncü katındaki ikinci ofiste, bir amir, belgelerle oynuyor, kim bilir ne oyunlar yazıyor; zaten karakolun bodrumundan çığlıklar hiç yükselmiyor, izolasyon iyi, sesler odadan dışarı çıkmıyor.

Hırsızlığa uğruyorsun. Sen kutsanmış değilsin ya, senin de başına iş geliyor arada, ama sen devam ediyorsun: “Hayat güzel ama mükkemmel değil, arada olur öyle işler” diyorsun, kendini teselli ediyorsun ama ertesi gün çaldırdığın eşyan satılıyor ve parasıyla belki bir silah belki de dolu bir şırınga alınıyor.

Sen dönüş biletini alırken, bilet ücretinin üzerine eklenen toplu ulaşım vergisi özel bir banka hesabına transfer oluyor. Kim bilir; belki yeni bir halı, belki eşine seksi bir iç çamaşırı, hatta kim bilir, uslu bir çocuk olursa sayın bakan, belki de yeni bir lüks makam aracı alınmak için kullanılacak.

 

***

 

Ve sen televizyondan uzak yaşadığın bu yeni hayatına dair gurur duyarken, tatlı bir uykuya, eski hayatına kıyasla erken bir saatte, tatlı tatlı dalarken; televizyon izleyen ve izlemeyen yerel halkın hatırı sayılır bir çoğunluğu farkında ki, ne polis, ne anayasa, ne UNESCO,  ne Avrupa Birliği, ne İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, ne de o memleketin dandik yöresel bildirgesi yada anayasası, ne mahallenin delikanlısı, ne eskinin kafası, ne de geleceği sırtında taşıyan günümüzün gençleri bu yozlaşmanın üstesinden gelebilecek.

Ve sen şehirden ayrılıyorsun. İçinde bir tatmin duygusu. Uçağın penceresinden dışarı bakarken sen, gömleğinin cebinde heykelin önünde çekildiğin fotoğraf, uçağın içindeki hava basıncının kulaklarını tıkamasının rahatsızlığını yaşıyorsun.

Ve sen şehirden ayrılıyorsun. İçinde bir tatmin duygusu. Şehirden çıktığını gösteren tabelanın yanına geldiğinde, bisikletinden iniyorsun, biraz su içiyorsun ve tabelanın önünde bisikletinle beraber fotoğraf çekiliyorsun.

Ve sen şehirden ayrılıyorsun. İçinde bir tatmin duygusu. Arabanın vitesini bire alıyorsun. Yavaşça gaza basıyorsun. Ağır ağır ayağını debriyajdan çekerken, araba hızlanıyor ve arkada kalan trafik ışıklarıyla beraber şehir trafiğini geride bırakıyorsun, radyonun ve arabanın sol ön camını açıp, bir “Oh” çekiyorsun. Tatminkar bir hayalet olarak yaşamaktan zevk almaya devam ediyorsun.

Oysa ki, sen de yeterli düşünme kapasitesine sahipsin, en azından tahmin etme kapasitesine; aslında o şehirde yaşıyor olsaydın, bu gerçek hayattan küçük bir miktar tadacak, hatırı sayılır bir miktarda haberdar olacaktın. Ama sen zaten bunlardan bıktığın için girdin bu masal dünyasına. “Rüzgar olmayı, esmeyi, esip geçmeyi”, aynı şarkıda dediği gibi, sen seçtin.

Ben seçtim gezmeyi. Ben seçtim tatminkar bir hayalet olmayı, az görmeyi ve hatta gözlerimi kapamayı. En azından seçmiştim. Ve yeniden bu seçimi yapmak için sabırsızlanmaya başladım.

 

***

 

Katedrale bakan cafe’nin bahçesinde, kahveni yudumlarken şehre bakıyorsun ve sigaranı içiyorsun. Tatmin dolu bakışlarla sokaklarında yürüyorsun. Belki bir şapka var başında…

 

Herhangi bir renkte,

Hayat çok güzel ve devam ediyor…

Tarçın Aroması ve Gül Kokusu

“Ben aslında melankolik bir insanım” yazdığında sıkılmam, gereksiz bulmam yada “duygusal ergen” deyip geçmem normal olurdu. Ama aksine bu sefer, bu cümle beni çok farklı bir yere götürdü: Aklıma “gül kokusu” ve “karanfil tadı” geldi. Ve hala bu yazışma aklıma geldikçe, aklıma bu koku ve bu tad geliyor. Lezzet ve-veya kokuyla ilgili olmayan bir cümle ilk defa böyle bir etki yaratıyor üzerimde.

Ya yine kafamda yaratıyorum, büyütüyorum, mükemmelleştiriyorum, tanrılaştırıyorum yada…

 

…”Kara göründü!”

Huzurun Fiziksel Hali

Bedeninle bir denge kuracaksın. Bedeninde bir denge kuracaksın. Bedenin sensin. Nasıl ki iç dengeni sağlamak, yani huzurda olmak konusunda hem fikiriz, bedenine de bir huzur getireceksin.

 

Sürekli nefes alırsın. Bazen nefesini tutarsın, bazen nefes nefese kalırsın ama sonunda ortalama bir hızda devam eder nefes alış verişin; nasıl ki bazen aç bazen susuz kalırsın ama yersin içersin yeri geldiğinde; nasıl ki teninin rengi değişir; nasıl ki kolunu kaybedersin ama yaşamına tek kol üzerinden bir denge getirirsin; nasıl ki felç olursun tek gözünü kırparak iletişim kurmak için kullandığın göz kapağın hayatının devamı olur; ama hep bir şekilde yaşamaya devam edersin, intihar etmezsin, depresyona girmezsin; ama yaşamında bir denge kurarsın.

 

Bu bedeni, bu ruhu ve, tekrar; konumuz olan bu bedeni bir dengede tutmak zorundasın. Ölürsün. Gün gelir bu beden ölür. Sonrasının olup olmadığı sadece bir soru işareti ama o noktadan önce yaşamın bu beden içinde.

 

Çürümekte olan bir beden içinde yaşarken ruhsal huzur ve denge mümkün olabilir mi?

Kaydedici

Bu ara çok fotoğraf çekmediği düşündüm. Özellikle tanıştığım, ahpablık ettiğim insanlarla. Ve hiç bir pişmanlık duymadığımı fark ettim ve bu benim için çok ilginç. Çünkü biliyorum ki yüzleri, aklımdan çoktan uçup gitmiş adları gibi silinecek.

Anlamadığım bir dilde sohbet sürerken seyahat ettiğim araçta, yanımdan hızla geçip gittiğimiz tarlaları izlerken, otoyolda uçup giderken; daha da derine indim ve nedenini buldum:

Ben bu insanların tebessümlerini taşıyorum yüzümde. Gerçekten de, unuttuğumu sandığım bir kaç yüzü yeniden hatırladığımda, onların gülümsemelerinden birer parça kendime kattığımı fark ettim.

Artık fotoğraflara ihtiyacım yok. Daha derin bir kaydedici taşıyorum içimde. Sevgiyle çalışıyor.

Ne mutlu; yüzlerce güler yüzlü sevgiyle dolu yüzle tanıştım geçtiğimiz haftalarda.

 

Hayat çok güzel ve devam ediyor…

Dağdan İnen (eski) Bisikletçinin Otostop Güncesi(nden bir kesit)

 

02.07.2012

Pazartesi 

09:10‘da Antalya’ya doğru, Uludere yakınlarından, ana yol üzerinde otostopa başladım. “God is an Astronaut” dinliyorum. Cicoş, Paşa ve Amca yola kadar eşlik ettiler.

10:40‘da Antalya Migros kavşağı. Dev bir çöp poşeti bohçasıyla alış veriş merkezinde bankamatik avı. “God is an Astronaut” devam ediyor. Yılmaz’ın mezuniyet haberi geldi, sevindim.

“God is an Astronaut”

Bilmediğiniz betonarme bir şehirde, uzun yolculuklar yapman gerekiyorsa, bu grubu dinlemeye başla, arkana yaslan ve seyre dal. Şehir başka bir yüze bürünüyor bu müzik eşliğinde.

12:25 Çantama kavuştum. “Backpacker” da olduk. Su akar yolunu bulur, yol zaten hiç bitmez.

13:16 Ad&Asra ile buluştum. Birlikte hayaller kurabildiğim ender insanlardan. Hasret gidermeler, eski hayallerin cilalanması ve yenilerinin temellerinin atılışı.

15:?? Sarılırken üzerime sinen parfümlerinin kokusuyla beraber, kurulan hayallerin sisi eşliğinde şehir dışına yürüyorum.

15:50 Otostopa başladım.

17:27 Güneş altında kavrulduğum saatlerden sonra en sonunda araç buldum.

18:23 Benzinin son damlalarıyla Manavgat’a vardık.

19:20 Konya sapağına vardım. Hava kararmak üzere.

19:30 Düz, nadasa bırakılmış bir tarlada kampımı kurdum.

03.07.2012

Salı

04:30 Sabah ezanıyla beraber uyandım. Uykusuzluktan uyandım demek daha doğru olur. Gece boyu sivrisinekler rahat vermedi. Hazırlıklar tamamlandı.

05:30 Yürümeye başladıktan on dakika sonra araç buldum. Yoldan çıkmanın eşiğinde araç sahiplerimle muhabbet güzel.

06:?? suları. Toroslar. Fantastik! Nefes kesici. Bu heybetli dağları kesinlikle yürümeliyim, onlarla aşk yapmalıyım. Çok güzel.

Torosların bile başı dumanlı. Zirvedeki bulutların arasından doğan güneşin bile başı dumanlı.

08:13 Konya’nın çıkışında, Ankara-Aksaray yolunda indim. Aksaray’a doğru otostopa başladım.

09:09 Araç buldum. Aksaray beni bekler. 200km/sa ile seyahat etmek de varmış demek ki. 20km’lik bisiklet hızımdan sonra çok farklı geldi.

09:35 Çorba molası.

10:35 Aksaray’a varış. Bu sabah yoldayken, “kötü” insanların aracına binme olasılığımdan konuşuyorduk. Şimdi şunu söylemek istiyorum: Tanrı bizi kibirli, güç sahibi, hırslı insanlardan korusun!

11:56 Ürgüp’e doğru otostop başlıyor.

13:00 Araç bulduk. Axel ve Marion ile de yol arkadaşı olduk. Muhabbet güzel. Fransa anıları canlandı kafamda bol bol.

14:08 Ürgüp’ün girişinde indim.

Yolculuğu Yaratmak Üzerine

Kalbi açık insanlarla tecrübeleri konuş. Kapılar açılacak, maskeler düşecek, perdeler aralanıp gerçekler ortaya çıkacaktır.

Sabırlı ol. Huzurlu ol. Yola çık. Yolun uzamasından korkma. Uzun yol yoktur. Yolcuğun kendisi hedefi yaratacaktır zaten. Sakin ol.

Yaşayarak bekle

Huzur&Sabır

Hayat devam ediyor….